Mus’ab Bin Umeyr RA Hayatı | islami videolar İslam | İslami Videolar | Dini Videolar | Dini Sohbetler | Dini Filmler | Dini Video Klipler | Namaz Videoları | Kuran Öğretmeni | Kuran Dinle | Dini Filmler zle "
Wordpress Themes

islami videolar

İslami Videolar Portalı

22
Åžub
2008

İslâmda ilk öğretmen:
MUS’AB BİN UMEYR
RA
Kuveyt’ten gelmiÅŸ. Dünyanın meÅŸhur zenginlerinden bir efendi. Yedi sene evvel yirmi milyon lira zekât verdiÄŸini duymuÅŸtum ben, bu efendinin. Bütün dünya alemindeki müslümanlarla rabıtası vardır. Her tarafın imdadına yetiÅŸir elhamdü lillâh.. Buraya da gelmiÅŸ. Burdan da Milano’daki İslâm Cemiyeti’nin toplantısına gidiyormuÅŸ. İşi gücü böyle, müslümanların yardımına koÅŸmak…

KonuÅŸma esnasında bize güzel bir nasihat da yaptı; müslümanlar hakkında, müslümanların nasıl olması gerektiÄŸi hakkında…

Her zaman okuruz, Ves-semâi zâtil-bürûc sûresini. Bu sûrede anlatılıyor ki, o zamanın hükümdarları hendekler kazdırmışlar; Allah diyenleri hendeÄŸe attırmışlar. O günün müslümanlarını ateÅŸe atmışlar. Hendeklere büyük büyük ateÅŸler yakıyorlar, “Ya benim dinimden olacaksın, ya da gir ateÅŸe!” diyorlar. Müslüman olanlar, hiç istiflerini bozmamışlar, o ateÅŸte yanmaÄŸa razı olmuÅŸlar ve atlamışlar ateÅŸe…

Bir kadın gelmiÅŸ, kucağında da çocuk var kadının; tereddüt ediyor… Belki, çocuÄŸu için tereddüt ediyor. ÇocuÄŸa Allah lisan veriyor:

“–Ana, ne düşünüyorsun?.. Ebediyet aleminde uzun boylu yanmaktansa, burda beÅŸ-on dakika yanmayı tercih edelim. At kendini!” diyor.

O da atıyor. Sûre-i Bürûc’da tafsilatıyla, uzunca anlatılıyor.

Müslümanlık çok güzel bir dindir. Öyle ne derler, her gürültüye pabuç bırakmamak bakımından, güzel bir derstir hepimize… Allah-u Teàlâ’nın verdiÄŸi ecel, hiçbir zaman deÄŸiÅŸir deÄŸildir. Ecelden evvel kimse ölmez, ecelden sonraya da kimse kalmaz. Muayyen dakika ne zamansa, o zaman alırlar canı… Åžunun bunun müdahalesi ile bugün ölenler var mesela; hep bunlar ecelleriyle ölmüşlerdir. Ecelsiz ölen yoktur. Onlara ecel o ÅŸekilde takdir olunmuÅŸ ve o ÅŸekilde gitmiÅŸlerdir. Binâen aleyh, bundan kurtulmanın çaresi de yoktur. Şöyle yaparsan kurtulursun, böyle yaparsan kurtulursun demek boÅŸtur. Korkaklığın da ölüme faydası yoktur.

Onun için, Allah hepimizi affetsin… Bize lütfettiÄŸi bu İslâm dininin kadr ü kıymetini anlamak, ÅŸuurlu bir müslüman olabilmek devletini cümlemize nasîb eylesin… Dünyanın gözü de hep bizlerde… Allah hepimize saÄŸlam akîde ihsan buyursun… Metanet versin, sabr ü selâmet versin…

Bize de sabır tavsiye etti. Estaizü billâh:

(Vallàhu meas-sàbirîn) diye Kur’an’ın bir çok yerlerinde gelir; Allah sabırlılarla beraberdir. Sabreden derviÅŸ, muradına ermiÅŸ derler. Onun için, her zorluÄŸa göğüs germek ve yılmadan İslâm’ın müdâfii ve muhafızı olmak hepimizin vazifesidir.

İslâm’ın iki yolu var: Birisi emr-i ma’ruf, diÄŸeri nehy-i anil-münker… Bununla her müslüman me’murdur. Bu, devletin polisine, jandarmasına ait bir ÅŸey deÄŸildir. Her müslüman hem emr-i ma’ruf yapacak, hem de nehy-i anil-münker yapacak. Fenalıklara engel olmaÄŸa çalışacak; iyilikleri de teÅŸvik edecek, yaptırmaya çalışacak…

Cuma günü söyleyeceÄŸim bir Mus’ab vardı. Åžimdi de söyleyivereyim de, cumaya yine söylerim:

Mus’ab isminde birisi, Umeyr’in oÄŸlu… İlk müslümanlardan. İslâmiyeti çok acı… Åžimdi, Peygamberimiz saklı, iman âşikâre deÄŸil yâni. Bir evde etrafına gelen beÅŸ-on kiÅŸiye müslümanlığı anlatıyor. Mus’ab da duymuÅŸ ki, müslümanlık diye bir ÅŸey var ortada. Acaba nedir diyerekten, Peygamberimiz’in gizli olduÄŸu yeri buluyor. Giriyor içeriye, dinliyor. Peygamber SAS nasihat ediyor, dini anlatıyor. Hristiyanlıkla mukayese ediyor, bir ÅŸeyler yapıyor.

Mus’ab, gayet zengin bir adamın evlâdı… Çok güzel, çok da zengin… Çok da şık giyinen bir genç… Müslüman oluyor. Müslüman olanlara çok eza, cefa yapıyorlar. YaÅŸama imkanı yok gibi o devirlerde, müslüman olanların… Diyor ki:

“–Ben kimseden korkmam ama, anamdan korkarım. Anam benim müslüman olduÄŸumu duyarsa, kimbilir bana neler yapar? Annedir çünkü… Haber vermeyin ona!” diyor.

Fakat bir müşrik annesine, “Senin oÄŸlun da müslüman oldu.” diyor. Annesi de bunu hapsediyor, odanın birine kilitliyor.

O zamanlar müslümanlar, Mekke’yi terkedip HabeÅŸistan’a kaçmaya mecbur oldular. O sıralarda Mus’ab da bir yolunu buldu, HabeÅŸistan’a kaçanlarla beraber o da kaçtı. Åžimdi biz, bu mahalleden öbür mahalleye, bu komÅŸudan, öteki komÅŸuya gitmeye zorlanıyoruz. Zorluk var diyoruz, ÅŸu bu diyoruz, binbir bahane buluyoruz. O günkü devirde, Mekke’den çıkıp da ta HabeÅŸistan gibi diyara gitmek, lafta kolaydır. Vasıta yok, hep yayan yapıldak…

Gidiyorlar, fakat orda barınamıyorlar. Bir müddet sonra, yine geri dönüyorlar. Geri döndükleri vakitte, annesi bunu yine hapsediyor. O zaman SAS Hazretleri, onu Medine-i Münevvere’ye kaçırıyor. Peygamber o zaman Mekke’de, İslâm da daha geliÅŸmiÅŸ deÄŸil…

Orda, Peygamber SAS gelinceye kadar, tam yetmiÅŸiki kiÅŸinin müslüman olmasına sebep oluyor. Orda durmuyor, etrafındaki köylere gidiyor, kasabalara gidiyor, cemaatlerin arasına gidiyor. Putların fenalığından bahsediyor, İslâm’ın ulviyetinden, Allah’ın birliÄŸinden bahsediyor. İnsanların içlerinde nasibleri olanlar müslüman oluyorlar.

Neticede bir köye gidiyor. Orda müslümanlığı anlatmaya çalışırken, oranın aÄŸası olan herif kızıyor, “Bu ne demek?” diyor. Hemen kılıncını çekiyor, geliyor, onun başına dikiliyor:

“–EÄŸer yaÅŸamak istiyorsanız, gidin burdan!.. Yoksa, kafanızı keseceÄŸim!” diyor.

Mus’ab zavallı, güzel de idareci bir efendiymiÅŸ. Allah rahmet eylesin…

“–Efendi, biz buraya döğüşmeye gelmedik. Ben konuÅŸuyordum. Müsaade et, otur, sen de dinle!.. HoÅŸ görürsen ne a’lâ; görmezsen biz de bırakır gideriz. Zorla iÅŸimiz yok.” filân diyerekten adamı iknâ ediyor.

Oturtuyor oraya, ona güzel bir Kur’an okuyor. Peygamber’den aldığı ilhamların bazılarından, putların boÅŸ ÅŸey olduÄŸundan bahsederekten, adamın gönlünü yumuÅŸatıyor. “EÅŸhedü en lâ ilâhe illallah, ve eÅŸhedü enne muhammeden abdühû ve rasûlühû” dedirtiyor. Evvelâ konuÅŸmayın diyor; arkasından da kelime-i ÅŸehadet getiriyor, müslüman oluyor.

Onun için, telkinin çok faydası var. Usûlü dairesince, kavgaya gürültüye lüzum yok… Put dediÄŸin senin taÅŸtan yapılmış, cansız bir mahlûk… O mahluktan medet ummak ne kadar cahilâne bir ÅŸey! Bugünün münevveri bile buna aldanmakta… Bugünün münevverleri bile –Allah korusun– yine bu taÅŸlara tapınmaktalar, ÅŸefaatçi diyerekten. Hiç taÅŸtan ÅŸefaatçi olur mu?..

Åžimdi, Peygamber SAS Medine’ye hicret etti, geldi. Geldikten sonra Bedir Harbi oldu. İkinci harb Uhud Harbi oldu. Uhud Harbi’nde Cenâb-ı Peygamber bayrağı Mus’ab’a veriyor. Mus’ab böyle iki tarafa koÅŸturuyor, askeri ÅŸecaate getiriyor. Düşman da kalabalık tabii. Orada ecel gelmiÅŸ. Bir düşman süvarisinin hücumuna uÄŸrayaraktan kolları kesiliyor, kendisi de orda bayrak elinde, ÅŸehid düşüyor.

Cenâb-ı Peygamber, harb sonunda ÅŸehidleri toplarlarken, Mus’ab’a çok aÄŸlamış. Çünkü Mus’ab çok zengin bir babanın evlâdı, çok ferah fahur büyümüş; fakat, İslâmiyet uÄŸrunda o fedâkârlığa katlanmış. Aç, yarı aç yarı tok, bir gün aç bir gün tok, hep İslâmiyet lehinde çalışmalar yapıyor; en nihayet de ÅŸehadet ÅŸerbetini içiyor.

Bir gün Rasûlüllah SAS onu görmüş. Kış günü, üşümüş, üstünde bir şey yok. Kendini muhafaza için bir posta bürünmüş giderken, Rasûlüllah demiş ki:

“–Åžuna bakın! Bir babanın ne kıymetli bir evlâdı idi. Bugün, İslâm yolunda her ÅŸeyini bıraktı. Anasını da bıraktı, babasını da bıraktı, malını mülkünü de bıraktı. İslâm fedaisi!..” diyerek, daha hayatında iken onu öyle görünce aÄŸlamış.

Onun için, Allah Celle ve A’lâ cümlemize din ve iman aÅŸkı, iman gayreti versin de, dinimizi yalnız kendimize hasretmeyelim. Etrafımızdaki insanlara, komÅŸulara dinin fadàilinden bahsetmekte ne beis var?.. İyilikle güzellikle anlatmaya çalışalım! Bu fena, at onu dışarıya… Bu da kötü, onu da at dışarıya… Biz bize kalalım mı?.. O, kâfirleri yola getirmiÅŸ, bizimkiler de herhalde yola gelir. Gelecek olanı tabii…

Allah affetsin kusurlarımızı… İmanımızda kemâl nasîb etsin… SevdiÄŸi, razı olduÄŸu kulları arasına cümlemizi kabul etsin…

Bu dünya fânî diyoruz ama, dilimiz diyor. Ashab bunu güzel anlamış, dünyaya hiç metelik vermemiÅŸ… Nasıldı o Selmân-ı Fârisî?.. Evinde bir ÅŸey yok, “Ben nasıl gideceÄŸim huzur-u Rasûlüllah’a?” diye aÄŸlıyor. Biz ne yaparız bilmem. Dünyaya o kadar bel baÄŸlamışız ki, bu bel baÄŸlayış bizi her fedakârlıktan uzak ediyor. “Ne yapalım çoluk var, çocuk var, ev var, bark var…” diyoruz.

Selman’ın babası çok zengin, emtiası çok, her ÅŸeyi çokmuÅŸ. Mus’ab’ınki de öyle ama, iman için hepsini feda etmiÅŸler. Hiçbir ÅŸeyi gözleri görmüyor.

O günkü ilimle bugünkü ilim arasında dünya kadar fark var ama, bugünkü bilgiler dilde, içeriye inmiyor. O gün böyle bilgilerin hiçbiri yoktu ama, iman bilgisi hepsinin üstündeydi elhamdü lillâh!… Allah onlara nasîb olan imandan, bir nebze de bize ihsân etsin inşâallah…

El-fâtihah!..

Ömer DöngeloÄŸlunun Yorumuyla musab bin Umeyr’in Hayatı Video Klip

admin

Yorum yap